DOLAR 18,5384 0.22%
EURO 17,7698 0.11%
ALTIN 969,360,68
BITCOIN 3516400,07%
İstanbul
23°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Aralık 14, 2021 12:57
0

BEĞENDİM

“TÜRKİYE’NİN YETERİ DERECEDE GLOBALLEŞMEDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.”

                                                                                                                                                                                                            Şerif Kaynar

 

Dünyanın en önde gelen, üst düzey yönetici bulma şirketi Korn Ferry’nin Onursal Başkanı Şerif Kaynar, Ayşe Sultan Korusu-Bebek’teki evinin kapılarını Business Channel Dergisi’ne açtı…

 

Çocukluğunuzdan ve ailenizden bahseder misiniz?

Benim bir ikizim var. Biz doğduğumuzda annem 42, babam da 50 yaşındaymış. Yani biz biraz geç doğan sürpriz çocuklar olmuşuz, ikiz olarak. Bizden 16 yaş büyük bir ablamız var. Çok meşhur biridir; Profesör Oya Başak. Boğaziçi Üniversitesi’nin efsanevi edebiyat hocasıdır. Bebek’te büyüdüm, Ayşe Sultan Korusu’nda, çünkü annem ve babamın burada bir evi vardı. O zamanlar Bebek’te oturmak çok uzak gelirdi insanlara. Çocukluğumda bir Fransız okulunu kazandım, Saint Joseph’i. Dört vasıtayla Kadıköy’e giderdik. Bebek’ten dolmuşla Beşiktaş’a, Beşiktaş’tan vapurla Üsküdar’a, Üsküdar’dan dolmuşla Kadıköy’e, Kadıköy’den de dolmuşla Bahariye’ye. Bir saat – bir buçuk saat sürerdi ve aynı yolla geri gelirdik. O zamanlar servis yoktu, 12 yaşındaki çocuğu tek başına bırakmak da problem değildi yani İstanbul güvenilir bir şehirdi. Fransız okulundaki sekiz seneden sonra, üniversite döneminde, Fransız sistemine yeter dedim ve İngiltere’de mühendislik okumaya gittim, Bradford Üniversitesi’nde.

Babam bankacıydı, annem de emay işiyle, sanatla uğraşırdı.  İkisi de çok kitap okudukları için ben de kitap okuyarak büyüdüm. O günden bugüne her hafta bir kitap bitiriyorum yani senede yaklaşık 50 kitap okuyorum. Çocukluğumda bu koruda ağaçların altında saklambaç, ip atlama gibi oyunlar oynardım. Reha Süren benimle aynı yaştadır, onunla çok yakın arkadaştık. Kardeşim Murat, Reha Süren ve ben bir üçlüydük. Bebek’in “Korkunç üçlüsü ”idik.

 

Beyin avcısı olmaya nasıl karar verdiniz?

Profesyonel hayatıma ilk 23 yaşımda başladım. İlk yirmi senesinde hep yükselen pozisyonlardaydım ve başarıdan başarıya koştum. 43 yaşındayken Kiev’de 3000 kişiyi yönetiyordum. ABB adlı bir İsviçre firmasının genel müdürüydüm. Birdenbire beklemediğim bir olay oldu ve işimi kaybetmek üzere olduğumu anladım, yirmi sene sonunda. Ben hep yükselip bu şirketin dünya başkanı olacağımı düşünüyordum. Yeni bir iş aramaya başladım, Beyin Avcılarına CV’mi yolladım. En büyüklerinden olan Korn Ferry beni Londra’ya çağırdı. Varşova’daki bir pozisyon ile ilgili mülakat yapmak için. O mülakat sırasında dediler ki “Bizim İstanbul’da ofisimiz yok. Sen de mükemmel birisin, Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?”. Ve enerji işini, hidroelektrik santrallerini, barajları, elektrik işlerini bırakıp insan kaynaklarına başladım 43 yaşında ve 26 senedir de bu işi yapıyorum. Yani birazcık tesadüf, biraz doğru anda doğru yerde olmak, birazcık da benim girişimciliğim sayesinde oldu. O gün Londra’da tabii ki onu da yaparım deyince beni California’ya beyin avcılığını öğrenmeye yolladılar, Los Angeles’a. Orada 3 ay eğitim aldım, bu iş nasıl yapılır diye. Korn Ferry firmasına 1 Aralık 1996’da girdim hala o firmada çalışıyorum.

 

Eğitiminiz ve yurt dışı iş tecrübeleriniz hakkında bilgi verir misiniz?

Liseyi bitirdikten sonra Londra’da Bradford Üniversitesi’nde dört sene kimya mühendisliği okudum. Bu dört sene boyunca da her yaz farklı bir fabrikada çalıştım, kimi zaman bir kömür santralında kimi zaman bir kimya tesisinde. Okulu bitirdikten sonra yine Londra’da Cass Business School’da MBA yaptım, bu 12 ay süren bir kurstu. O sınıftaki bütün sınıf arkadaşlarımla hem dostluklar kurdum, hem de hala iş de yapıyorum. Network’e çok inanıyorum, orada, Cass Business School, bana çok şey katmıştır. Ondan sonraki kariyerimde de bir sürü yurtdışı tecrübem oldu. Dört sene Afrika’da yaşadım, 1980-84 arası. En çok Nijerya, Fildişi Kıyısı, Kenya ve Zimbabwe’de kaldım. Londra’da çalıştım. Kahire’de altı ay kaldım, Sheraton Oteli’nde özel bir proje için Kahire’deydim. Kiev’de 3 sene çalıştım. Ankara’yı da yurt dışı sayıyorum (!) Ankara’da 3 sene çalıştım 1990-93. Ben şuna inanıyorum; insan yeni yerler gördükçe yeni kültürler tanıyor, yeni zenginlikler kazanıyor ve yeni bir lisan öğreniyor.  Ben dünyada 84 tane ülke gezmişim. Hedefim de daha gitmediğim ve çok önemli bir ülke olan Çin’e gitmek. Önümüzdeki sene de orayı görmek istiyorum.

 

Biraz önce kısaca değindiniz ama, dünyanın en önde gelen, üst düzey yönetici bulma şirketi Korn Ferry ile yollarınızın nasıl kesiştiğini özetler misiniz ? Bu kesişme, sizin hayatınızın dönüm noktası… Ayrıca, şirketin faaliyet alanlarını açıklar mısınız?

Korn Ferry ile yollarımız Londra’daki mülakatta kesişti. Onlar beni bir pozisyon için değerlendirirken Türkiye’de bir görev önerdiler. O görevi kabul ettikten sonra bunun kısa bir macera olacağını düşünmüştüm ama 26 senedir hala aynı firmadayım. Faaliyetlerimiz; insan kaynaklarındaki en iyi firma olmak. Yani biz ne yapıyoruz? Bir; insan konusunda danışmanlık yapıyoruz, liderliğin gelişmesi konusunda. Ve doğru kişilerin doğru yerlere yerleştirilmesini sağlıyoruz. Buna Beyin Avcılığı da deniyor. Bir şirketin veya bir ülkenin veya bir sivil toplum kuruluşunun gelişmesi, büyümesi ve güç kazanması sadece doğru insanlarla olur. Ya da içinde yer alan insanların eğitilmesiyle.  Korn Ferry olarak, aşağı yukarı 47 ülkede 85 ofisimiz var, işimiz insan. Nasıl hastaneye gidildiğinde MR çekiliyorsa biz de bir nevi kişinin MR’ını çekip İnsan Kaynakları ile bu bilgileri paylaşıyoruz.

 

Yaptığınız iş, mesleki deformasyona (!) yol açtı mı? Gündelik hayatınızda görüştüğünüz donanımlı insanları büyük şirketlerin CEO’su olarak önerme fikri sık sık aklınıza gelir mi?

Kesinlikle doğru, tüm tanıdığım insanları profesyonel olarak ne şekilde değerlendirebiliriz diye düşünürüm. Bazen bir müşteri olarak, bazen bir aday olarak, bazen de bir yönetim kurulu üyesi olarak. O yüzden radarlarım 24 saat açıktır. Yani bu bir sinemada da olabilir, bir davette de olabilir veya bir akraba toplantısında da olabilir. Hatta bana günlük hayatımda bir sürü kişi, yani mesleğimin dışında da danışıyor. Kariyerle ilgili meslek dışında da danışmanlık yapıyorum.

 

Yeni tanıştığınız ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir kişinin kapasite sahibi ve iyi eğitimli bir insan olup olmadığını nasıl anlarsınız? Hangi detaylara dikkat edersiniz?

Dünyada bir kişinin mülakatında ilk yirmi dakika ve kırk dakikalık iki aşama var. Bazen yanıldığım oldu ama bizim şirketin aynı zamanda bilimsel olarak bazı testleri de var. O yüzden bazen mülakatta yanılsanız bile testte, bilimsel olarak yanılmıyorsunuz. Kişilik testleri, liderlik testleri, bir karar verirken kaç tane datayı analiz ediyor, ne kadar çabuk karar veriyor, bilimsel olarak bir kişinin liderliğini ölçmek veya karar alma mekanizmasını ölçmek bugün mümkün. Ben de bu işi 26 senedir yapıyorum, belli konularda tecrübe sahibi oldum. İnsanların mülakat ederken, analitik düşüncesini, zekasını, daha önceki başarılarını nasıl anlattığını, birden fazla başarı göstermiş insanların üçüncü yerde de başarılı olduğunu gördüm.

O yüzden geçmişteki başarılı işler benim için çok önemli bir kriter oluyor. Bir de en önemli şey kişinin dinleyip dinlememesi, birçok kişi dinlemeden konuşur. Halbuki dinlemek konuşmaktan daha zor bir sanattır. Herkes konuşmayı biliyor ama dinlemeyi bilen az. Onun için ben de mülakatta karşı tarafın benim sorularımı ne kadar iyi dinleyip ne kadar iyi cevap verdiğine çok dikkat ediyorum.  Çünkü bu, ileride kişinin ne kadar iyi bir yönetici olacağını gösteriyor. Son olarak insana ne kadar değer verdiği çok önemli, altında kaç kişi yetiştirmiş ona bakıyorum. Yani senin yetiştirdiğin ve bir yerlere gelmiş birileri var mı onu soruyorum. Çünkü insan yetiştiren adam insana değer veren adamdır. İnsana değer veren adam da iyi biridir.

 

Sizce Türkiye, beyin göçü nedeniyle risk altında mıdır? Son yıllarda beyin göçü arttı mı? Konuya ilişkin istatistikleri takip ediyor musunuz? Yorumunuz nedir?

Bir ülkenin beyin göçüyle dışarı adam yollaması aslında o ülke için her zaman negatif değildir. Çünkü bu beyinler dışarıda Türkiye’yi çok güzel temsil edip Türkiye’de birçok yeni iş imkanları da yaratabiliyor. O yüzden kapalı kutu içinde kalmak yanlış. Ben şöyle görüyorum. Türkiye’nin yeteri derecede globalleşemediğini düşünüyorum. Türkiye’nin ilk 500 şirketine baktığım zaman yabancı yönetici sayısını az buluyorum. Bizim hem dünyanın en iyi yöneticilerini çekebilecek bir şeyler yaratmamız lazım. Hem de bizim iyi yöneticilerimizin global şirketlerde çalışmalarını desteklememiz lazım. Beyin göçü her zaman her yerde vardır. Altın nasıl bütün dünyada değerlidir.

Yetenek de bütün dünyada değerli. Türkiye çok güzel bir yer, yaşamak için nefis bir yer. Şirketlerimizin de o yetenekleri çekebilecek imkanları yaratmaları lazım. Buna İngilizce environment diyorlar. Birazcık devlet de, iş adamlarına olanakları doğru sunarsa, yetenekleri çekebiliriz. Aslında ben buna tepeden baktığım zaman Türkiye’nin, doğru yetenekleri çekecek kadar yeterli destek verdiğini düşünmüyorum. Belki daha tepeden bakıp birkaç tane önlem alınması gerekebilir diye düşünüyorum bizim beyinlerimizin yurt dışına çok fazla göç etmemesi açısından. Ama aynı zamanda da yabancı beyinleri de çekebilmemiz lazım. Yani Türkiye’yi çekim noktası haline getirmemiz lazım. O zaman Türkler de, yabancılar da burada çalışmayı arzu ederler.

 

Yoğun iş temponuzdan kendinize yeterince zaman ayırabiliyor musunuz? Hobileriniz ve özel uğraşılarınız var mı?

Yoğun tempomun içinde her ay 1 haftamı Ayvalık’ta geçirmeye vakit ayırıyorum. Ayvalık’ta da birkaç tane hobim var. Bir tanesi orada kurduğum bir Sanat Evi var: ‘Barbara Evi’ yani; ‘La Maison de Barbara’. Hayranlık duyduğum Fransız şarkıcı Barbara’nın anısına yaptırdığım bir sanat evi. O ayrı bir uğraşı alanım. Ayvalık’ta birkaç tane Sivil Toplum faaliyetim var. Ayvalık Ayazması adında bir müze yaptım. O müzenin devamı niteliğinde Ayvalık Ayazması diye bir dernek kurduk. Onun başkanlığını yapıyorum ve Ayvalık’ta birkaç tane müze kurulması ve sivil toplum faaliyetlerine de destek oluyorum. Arada bir Güney Fransa’ya gidiyorum, kafamı dinlemeye çalışıyorum.

Tabii Covid’den dolayı son 18 ayda çok mümkün olmadı. Ama Güney Fransa’yı çok seviyorum. Hem zeytin ağacı olması hem de kültürü ve yemekleri açısından. Yemek yapmayı ve kitap okumayı seviyorum. Aslında, bir hamakta sevdiğim kitabı okumak çok beğendiğim bir şey. Ayvalık’ta iki ağacın arasına koyduğum bir yer var. Orada sessizlik içinde bu kitapları okumayı seviyorum. Denizi çok seviyorum. Yani mümkün olduğu kadar suya girmekten çok hoşlanırım, ben suyun bir parçasıyım!  Bunun dışında Sivil Topluma çok önem veriyorum. Sivil toplumla faaliyet yapanları da destekliyorum. Benim çok yakın bir arkadaşım olan Bülent Şenver Herkese Kitap Vakfı’nı kurdu, onu destekliyorum. Mesela İstanbul Rotary Derneği’nin üyesiyim ve yaptığı projeleri destekliyorum. Yani tek başıma yapmıyorum, başkalarının yaptıklarını da destekliyorum.

 

 

Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Gelecekte en büyüyecek sektörün servis sektörü olacağını düşünüyorum. Ve burada da çözüm ortaklığının çok önem kazanacağını düşünüyorum. Ve dijital dünyanın ve teknolojinin bütün şirketlerin yapılım şeklini değiştireceğini düşünüyorum. Gençlere tavsiyem bir; kendi işlerini kurmadan önce gidip profesyonel olarak 3-4 sene daha büyük bir şirkette çalışıp tecrübe kazanmaları. İkinci tavsiyem; şirkette iş ararken, kolay bir şey değil ama, insana değer veren şirketlerde çalışmaları daha önemli. İnsana değer veren şirketler hangileridir derseniz, insanları eğiten, onlara değer veren şirketlere, yani sadece büyüklüğe bakmayıp, o şirkette insanlara nasıl davranılıyor o çok önemli. Üçüncüsü de riskleri genç yaşlarda almak. Yani Kastamonu’da, Gaziantep’te erken yaşta çalışıp, bir bayi teşkilatını öğrenmek.

Çünkü insan belli bir yaşa gelince daha zor beğeniyor ve daha çok seçici oluyor. Riskleri genç yaşlarda almak. Kazakistan’da bir fırsat mı çıktı oraya gitmek. İngilizcenin önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü dünya global bir köy oldu. Onun için yurt dışı tecrübesini de erken yaşta alabilirlerse bu da önemli. En son olarak da ne okuduğunuz hiç önemli değil. Üniversiteyi bitirmiş olmak sizin sadece beyninizin belli bir kapasitede çalıştığını gösteriyor. Hayat aslında iş hayatıyla başlıyor. Sizin, iş hayatında da işe başladığınız zaman, ya o şirketin içinde ya da şirketin dışında bir mentor bulup, o mentorla iki ayda bir yemek yiyip, o kişiyle kendinizi geliştirmenizi çok önemsiyorum.

 

Z Kuşağı Türkiye’nin geleceği için umut vadediyor mu?

Geçen hafta bir vapura bindim ve Büyükada’ya gidiyordum. Tamamıyla etrafım Z Kuşağı ile çevriliydi. Onların konuşmaları, dövmeleri, renkleri, fikirleri, müzikleri o kadar yaratıcı ki, ben Türkiye’nin geleceğinden yüzde yüz umutluyum. Yani Z Kuşağı’nı gözlemlediğim zaman geceleri rahat uyuyorum. Çünkü her şeyi kabul etmeyen, sorgulayan, merak eden bir nesil bu. Ve arama motorlarıyla her şeyi çok çabuk öğreniyorlar ve çok çabuk sorguluyorlar. Tek dezavantajları sabırsız olmaları. Bir an önce maaş artışı, bir an önce bir şey bekliyorlar ama genel olarak benim gözlemim yaratıcı, başarılı ve mesela bakıyorum kendi alanlarında da çok detaylı çalışan bir gençlik var. O bakımdan ben mutluyum ve umutluyum.

 

Yönetim Kurullarının oluşturulmasında çalıştığınızı biliyorum. Detayları anlatır mısınız?

Yönetim Kurulları çok önemli bir yönetim mekanizması haline geldi. 2008-2010 yılları arasında yaşanan dünyadaki finansal krizden sonra şirketler sadece CEO’lara bırakılmayacak kadar önemli. Bu şirketleri kuvvetli yönetim kurulları ile yönetelim ve yönetim kurulunun fonksiyonu denetlemek ve riskleri ölçmekten ziyade tepe yönetiminin işini daha iyi yapmasına yardımcı olan bir mekanizmaya dönüştü. Ve ben de aile şirketlerinde ailenin yanına ek profesyonel çok başarılı kimseleri ekleyerek bu aile şirketlerini -Türkiye’de belki 450 tane halka açık şirketimiz var. Bu 450’nin 445’i aileler tarafından yönetiliyor- Bu ailelerin bu şirketleri daha iyi yönetebilmeleri için profesyonel yönetim kurulları kurması için çok derin çalışmalar yapıyorum. Ve şirketlere de diyorum ki neticeyi çok kısa zamanda göreceksiniz. Yani bu şirketin yönetiminin buna bir ilave güç olarak görüyorum yani yönetim var, ilave güç de yönetim kurulu. Bu konuda aynı zamanda yönetim kurulunda çeşitliliği önemsiyorum. Yani kadınların, gençlerin olmasına önem veriyorum. Bir de verdiğim hizmetlerden biri de yönetim kurullarının performansının değerlendirilmesi. Hiç kimse yönetim kurulları iyi çalışıyor mu, performansı nasıl diye sorgulamaz. Ben de bunu ölçen bir mekanizma yaptım. Bunun faydasını da çok şirketler görüyor.

 

Sivil Toplum Kuruluşları ile yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Batılı ülkelerin refaha erişmelerinin altında birçok sebep var ama en önemli sebeplerden bir tanesi çok gelişmiş sivil toplum örgütleri olması. Sivil topluma çok inanan biriyim ve bu bakımdan da 10-15 tane sivil toplum örgütünde, bazen yönetim kurulunda, bazen başkan, bazen de üye olarak görev alıyorum ve destekliyorum. Başkanlığını yaptığım yerler İstanbul Rotary Kulübü, Propeller Club, Ayşe Sultan Korusu Gönüllüleri Derneği, Herkese Kitap Vakfı, Beyaz Nokta Vakfı, GİYAD Genç Yönetici ve İş Adamları Derneği eski başkanıyım. TÜSİAD yönetim kurulu üyeliği yaptım. Sivil toplumun, bir toplumu refaha ulaştırdığına inanmışımdır. O yüzden herkese bir önerim var. Zamanınızın ufak bir bölümünü, kazandığınız paranın da ufak bir bölümünü sivil toplum örgütlerine harcayın. Çağdaş Eğitim Vakfı’nda ve daha birçok yerde faaliyetlerim oldu.

 

Başarılı yöneticiler hakkında yaptığınız Ted X konuşması 2 milyona yakın kişi tarafından izlendi. Konuşmanızın ana başlıklarını özetler misiniz?

Evet, Ted X’te yaptığım başarılı yöneticilerin ortak vasıfları adlı bu konuşmam yaklaşık 2 milyon kişi tarafından izlendi. Buradak, bütün söylediklerimi unutabilirsiniz bir şey hariç: İyi bir liderin en önemli iki özelliğinden bir tanesi çok iyi bir ekiple çalışması yani etrafını çok iyi insanlardan seçmesi. İkincisi de cömert olması. Cömert dediğim zaman sadece para açısından değil, vakitle, insanların gelişmesi için, insanlara değer verme açısından. Bu iki şeyi çok önemsiyorum.

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.