DOLAR 18,5862 -0.24%
EURO 18,4284 0.3%
ALTIN 1.030,340,51
BITCOIN 3758170,20%
İstanbul
18°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Aralık 14, 2021 12:56
0

BEĞENDİM

EDC HAYAL EDENİN EN DOĞRU ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKMASI İÇİN HEM YATIRIMCILARA HEM DE TASARIMCILARA DESTEK VEREN BUTİK BİR DANIŞMANLIK ŞİRKETİDİR.

Sertan Kırço: Şimdi gerçekten dünya değişiyor, her şey değişiyor, tasarımlar değişiyor, binalar değişiyor, kentleşme değişiyor, şehircilik değişiyor bunları konuşacağız ama biraz EDC’yi konuşalım istiyorum. Sizin kariyerinizi merak ediyorum. Onunla başlayalım, sonra konularımıza geçelim.

 

Elif Ertekin: EDC aslında bir butik tasarım danışmanlık firması çok nish bir firma. Şöyle anlatabilirim aslında tasarım yapıyorum ben, tasarımcıyım her şeyden önce, yeni binalar tasarlıyorum aslında ve uzmanlık alanımda alışveriş merkezleri, ticari alanlar, eğlence alanları ve ortak alanlar aslında kamusal alanlar gibi tanımlayabilirim. Bir başka yaptığı şeyde EDC’nin, ismi de bu yüzden aslında daha çok İngilizce kısaltması olan EDC ama Ertekin Proje Geliştirme Danışmanlığı olarak da biliniyorum. Çok fazla sayıda yurtdışında tanınan tasarımcı, mimarlık ve tasarımcı firmaların Türkiye’deki temsilcisiyim. Çok uzun yıllar yurtdışında yaşamanın getirdiği dostluklar var, o kişilerde tabii Türkiye’de projeleri olduğu zamanlar sağ olsunlar güveniyorlar ve ben onların buradaki kontağı olarak projelerde yer alıyorum. Hem proje ekibine dahil oluyorum hem onların gözü kulağı oluyorum. Ben aslında hep EDC’yi bir katalizör firma olarak tanımlıyorum çünkü koordinasyon da sağlayarak o tasarımın, o projenin en etkili şekilde ilerlemesine de aynı zamanda çaba sarf ediyorum ve bundan çok keyif alıyorum.

Sertan Kırço: Amerika’dan dönüş yaptınız. Eminim birçok kişide soruyordur bu soruyu size, Amerika’da çalışırken rüyalar ülkesi derler ya. Türkiye’ye dönüş yaptınız. Bunun nedeni neydi?

Elif Ertekin Gürkan: 2011 yılında döndüğüm zaman tabii dünya biraz daha farklıydı. Benim döndüğüm zamanda sanırım benim yaptığım şeye çok fazla ihtiyaç vardı yani şu anda da çok var ama o zaman çok büyük bir boşluk görmüştüm ben bu konuyla ilgili. Çünkü projelere dahil olduğum zaman yaptığım şeylerden bir tanesinin muhalifler arasında bir bağ kurmak olduğunu söylemiştim. Koordinasyon işleri de görüyorum, tasarımcılarla iş yaptığım zamanlarda ve bu yüzden de yatırımcıların bana geldiği çok oldu.

Çok tanınmış büyük firmaların da danışmanıyım aynı zamanda gelip bana bir proje geliştirme sırasında bu sürecin daha sağlıklı ilerlemesi için danışmanlık istiyorlar. Bu da  şöyle oluyor, yabancılarla çalıştığınız zaman onların farklı bir disiplin anlayışı var ve projelerin gerçekten kağıdına uygun şekilde ilerlemesi onlar için çok önemli. Ben o disiplini aldım Amerika’da çalışırken fakat Türkiye’de de dinamikler çok farklı biliyorsunuz. Yönetmelikler değişiyor, kişiler değişiyor hangi belediye ile çalıştığınıza göre projenin işleyişi süreci sıkıntısı değişebiliyor. Yani beni biraz aslında bu gayrimenkul sektörünün izlediği çizgi yönlendirdi. Firmamı kurmamda bile aslında bir neden buydu.

İlk döndüğüm zaman o kadar çabuk kuramayabilirdim. Fakat EDC’de yani Amerika’da çalışırken tasarımının bir parçası olduğum, İzmir’de çok sevdiğim, benim için çok değerli Mavibahçe AVM’si var. Onun şantiye aşamasında işveren tarafından bana bir talep geldi ve o koordinasyonu tasarıma uygun yapmamı rica ettiler ve ben o süreç içerisinde bir şekilde firmamı kurdum ve deneye yanıla. Allah’a şükür hatalar yapmayarak bu günlere kadar geldim. Yani kendi yolumu biraz kendim çizdim tam olarak. Benim projelerime bakıldığında orada bir hayat var ve o hayat hem bizim Türklerin yani bu coğrafyanın ihtiyaç duyduğu şey ama aynı zamanda çok vizyoner ve dünyada olan her şeyi emmiş bir şekilde geliyor karşılarına ve ben her şeyi çok açık olan bir mimarım.

Sertan Kırço: Harika! Çok güzel anlattınız gerçekten. Ben şunu fark ettim anlattıklarınızdan gerçekten evet sektörünüz, mesleğiniz bir yana ülkeye de yatırımcıların gelmesi için özellikle de yatırımcıların en çok dikkat ettikleri bir alanı seçmişsiniz. Evet ticari bir firma ama aslında oradaki ihtiyaca yönelik, yani ticari hareketliliğe değil de, ihtiyaca yönelik bir çözüm bulmuşsunuz. Ben bu ülkenin vatandaşı olarak teşekkür ederim size. Şunu sormak istiyorum, birçok mimarlık firması, birçok alanda hizmet verirken siz biraz daha nish bir alanı, daha büyük finans, daha büyük bütçeleri seçmişsiniz. Neden bu alanı seçtiniz? Yani biraz zor bir alan değil mi diğerlerine göre?

 

Elif Ertekin Gürkan: Şöyle aslında zaten çok mimarımız var ülkede ve gerçekten aralarında sevdiğim dostlarım, çok iyi, işini çok iyi yapan mimarlarımız da var. Ben biraz aslında yapı itibariyle de öyleyim. Hiç kimsenin yapmadığı şeyleri yapmayı seviyorum ve burada gerçekten büyük bir eksiklik hissettiğim için aslında bu işe soyunduğumu söyleyebilirim. Yani o seyahatlerimde daha Amerika’da yaşarken buraya geldiğim zaman içerisinde orada bir şeylerin takıldığını, süreçte bir şeylerin hep yanlış anlaşılmalardan aslında tamamen iletişim problemlerinden, empati eksikliğinden, bazen egolardan kaynaklı bir türlü ilerleyemediğini fark ettim.

Ben yapı itibariyle de empatim güçlü bir insan olduğumu düşünüyorum. Yani kimin nerde takıldığını hissedip, orada çözüm arayışına da girdim. Bu biraz tabii tasarım söz konusu olunca kritik bir şey çünkü iyi bir tasarımın ortaya çıkması için bir kere çok rahat olmanız lazım. Öyle çok stresli zamanlarınızda, fevkalade güzel şeyler çıkartamayabiliyorsunuz. İç huzurunuzun biraz yerinde olması lazım.  Zaten zorlu bir iş bizimkisi. Stres var zaten, yönetmelikler vs. sizi çok zorluyor. Bu benim özellikle son 5 yıldır çok yapmaya çalıştığım bir şey. Hem Türkiye’den yurt dışına, yurt dışından Türkiye’ye aslında bir köprü olarak vazife, yani bunu kendime bir vazife olarak gördüğümü söyleyebilirim.

Çünkü bizim coğrafyamızda, çok büyük bir potansiyel var. Ben açıkçası, görsel olarak çevremizin çok sağlıklı olmadığını hepimizin de kabul edebileceği gibi düşünüyorum ve bunun altında yatan neden esas olarak aslında bizim tasarımcılarda da olan bir şey. Ama sadece kendi yaptığımız binaya ya da o spesifik lokasyona odaklanmamız olduğunu düşünüyorum. Yani İstanbul’da yaşayan bir kişi gerçekten İstanbul’u ne kadar tanıyor? Orası için ne yapabileceğini ne kadar biliyor gibi böyle bu bilgileri de daha çok paylaşabilmek istiyorum.

Aslında biraz daha da yerel yönetimlerle bu konuda çalışabilmek de arzu ettiğim şeyler arasında, çok şeyi değiştireceğine inanıyorum. Çünkü çok keyifli bir işim var. Ne yazık ki ülkemin de çokta hak ettiği yerde olduğunu düşünmüyorum. Haksız değil insanlar, çok suçlayamıyorum. Hem şehirler zarar görmüş hem de bakış açıları biraz daha farklı bizim ülkemizde.

Sertan Kırço: Çok geç kaldık mı, özellikle İstanbul için?

Elif Ertekin Gürkan: Yani İstanbul öyle bir şehir ki gerçekten yüzyıllar boyunca çok çeşitli darbeler almış. Tabii ki belli şeylerin geri dönülemeyecek noktaya geldiği olmuştur. Ama hiçbir zaman da hiçbir şey için geç olduğunu düşünmüyorum. Hala çok güzel yerleri var. İnanılmaz bir şekilde İstanbul direniyor. Yani süreç içerisinde böyle Ayasofya’ya çok benzetirim İstanbul’u. Biliyorsunuz Ayasofya’nın da 4 farklı minaresi vardır. Farklı zamanlarda yapılmıştır. Hiçbiri birbirine benzemez. Hiçbir simetri yoktur. Yıpranmış bir binadır aslında ama çok güzel gözükür. Yani İstanbul’da bence o anıtla çok özdeşleşen bir şehir.

Geç kaldığımızı düşünmüyorum ama doğru adımlar atılması için birtakım insiyatifler alınmalı. Bence çok istekli ve vizyonlu insanların da biraz daha sözü ve sesi dinlenmeli. Özellikle hevesli olan insanların hevesi kırılmasa bence çok iyi şeyler çıkar. Dolayısıyla bütün Türkiye’nin de aslında böyle bir gelişme ihtiyacı var. Ama doğru yapılsın yani o ölçüye uygun yapılsın. Asla yani gidip küçük bir şehirde büyük projeler yapılsın diye bakmıyorum. Zaten EDC’nin temelinde her zaman ölçek her zaman ön plandadır. İnsan ölçeği benim için ön önemli kriterdir. İstanbul’da yapıldığında da o ölçüye uymak benim için ilk sıradadır. Her zaman öyle olmalıdır.

Sertan Kırço: Türkiye içinde çalışmak ya da belli bir ilçe, il içinde çalışmak, o yönetmeliklerle çalışmak, dikkat edilmesi gereken şeyler var ama uluslararası bir firma olduğu zaman bazen belki üç, dört farklı ülkeden şirketle ortak bir yapıda bile çalışmış olabilirsiniz diye düşünüyorum. Oralarda çalışırken nelere dikkat etmek lazım? Uluslararası alanda çalışırken?

Elif Ertekin Gürkan: Orada aslında şöyle dikkat edilmesi gereken unsurlar orda tasarımla ilgili şeyler oluyor. Çünkü kurallar oralarda o kadar net ki gerçekten eğip bükmeniz mümkün değil. Size şöyle söyleyeyim. Yüzyıllardır belki değişmeyen kuralları olan yerlerden bahsediyoruz. Benim yaşadığım, uzun süre çalıştığım Washington DC’de kurallar o kadar nettir. Mesela yeni gelen kurallar şudur; binanın sürdürülebilir olması gerekiyor. Leed sertifikası, çevreci bir sertifika alması gerekiyor. – Ne emsal ile ilgili değişiklikler ne altı ayda bir bizdeki gibi değişiklikler olmadığı için mimar ne yapacağını bilir. Ben şunu çok fark ediyorum, Türkiye’de şöyle bir inanış oluyor, hatta ben iş birliği yaptığımda da bazen eleştiriye maruz kaldığım zamanlar olmuştur. “Neden onlarla iş birliği yapıyorsun?” diye. Şöyle bir fark var, yurtdışından gelen kişiler oranın doğası gereği kendi geldikleri ülkenin coğrafyasında edindikleri alışkanlıkla burada diyorlar ki; önce tasarlayacağım. Buranın ihtiyacı nedir? Ben onlara bir bakacağım, ondan sonra sizin yönetmeliğinizi tabii ki göreyim.

Yapacağım evet ama önce ne yapılabilir ona bakalım. Bizde Türk mimarlarının süreçleri çok zorlu hiç suçlamıyorum. Yanlış da anlaşılsın istemiyorum ama her zaman ilk maddesi yönetmelik. Diyorlar ki emsalde şu var, şu katı olur, buradan çekeriz. İşte burada bir fark çıkıyor ortaya. Bir taraf daha özgür tasarlarken, diğer taraf hep birtakım sıkıntılarla boğuşur vaziyette buluyor kendini. Ben bu konkurlarda veya bu yarışma süreçlerinde, hem yönettim hem bir parçası oldum. Hakikaten çok gördüğüm için rahatlıkla söyleyebilirim ki yabancı firmaların getirdiği o farklı bakış açısı bizde biraz kırılıyor. Birazcık örseleniyor. Aslında gerek yok ama diyorum ya yapılan projelerde o kadar çok darbe oluyor ki mimarlarda o yaratıcılık biraz geri planda kalıyor. Yabancılar için o biraz daha özgür bir durum olunca karşınıza çok farklı paftalar çok farklı çizimler çıkıyor.

Sertan Kırço: Evet, oluyor. Sadece ülkemizde biraz liyakatle ilgili bir sorun yaşadığımız bir dönemden geçtik. O en büyük sorunlardan bir tanesi olarak görünüyor zaten. Umarız değişecek. Peki, şunu sormak istiyorum size birçok Metropol şehri gördünüz incelemeler yaptınız işinizle ilgili, ben hep şunu merak ederim, şöyle bir kaçış var. İstanbul maalesef çok nüfus alıyor ve kontrol edilemiyor. Ben de hep söylerim ki; İstanbul’da Londra bir metropol değil mi, Paris bir metropol değil mi, New York bir metropol değil mi? Neden oralara böyle davranılmıyor. Yani bu ikisi arasındaki farkı, anlayış farkını sizden dinlemek isterim.

Elif Ertekin: İstanbul gerçekten aşırı derecede kalabalık bir şehir ve inanılmaz göç alıyor. Biraz da planlama açısından geçmişten gelen sıkıntıları var. Biz mesela son yıllarda biraz ulaşımla ilgili adımlar attık ve iyileştirmeler yaptık. Ama Londra metrosu dediğimiz metro mesela orada yüzyıllardır var. Bizimkisi son on senede falan artık oturmaya başladı. Bunlar, insanların bir şehirde yaşaması için aslında modern insan dediğimiz yani evinden çıkıp, işine gidip, çocuğunu okuldan alıp bırakması gereken ve günlük ihtiyaçlarını yerine getirmesi gereken insanların yaşadığı çevrenin sahip olması gereken özellikler. Bahsettiğiniz işte New York, Londra gibi büyük onlarda kalabalık şehirler, onlarında banliyöleri var.

Orada da herkes şehirde oturmuyor, oturamıyor çok pahalı. Ben Washington’da şehir merkezinde oturamıyordum. Öyle bir denge aslında dünyanın hiçbir yerinde yok. Fakat sizin oraya ulaşabilme imkânınız, orada ki standartlarınız, aslında sizin nereye kadar ulaşabileceğinize dair, maaşımız bile tabii ki birtakım şeyleri tetikliyor. Ama bizde ne yazık ki gerçekten İstanbul çok bir yere hapsolmuş gibi, çok fazla kalabalık. Yani alternatif sunuluyor. Ve biz de şöyle bir şey var, ben onu da çok büyük problem olarak görüyorum. Bence bu metropollerin nefes aldığı alanlar var dünyada. Yani bu çok önemli, Londra’da var biliyorsunuz, New York’ta var. Yani gerçekten merkezinde ve pek çok yerinde bahçeleri ve parkları var. Şimdi insanların bir kenti kendileri ile özdeşleştirebilmeleri için o alanlara ihtiyaçları var. Bizde neresi var; sahil boyunca Avrupa Yakası tarafında Bakırköy, Ataköy oralarda bir şeyler var ama yetmez. O değil şehrin merkezinde nefes alabileceğimiz bir araya gelebileceğimiz, o iletişimi kurabileceğimiz, bu şehir benim diyebileceğimiz o kadar çok az ki. İşte benim birazda aslında EDC’de yapmaya çalıştığım o kamusal alan vurgusu da ondan.

Bizde AVM’ler çok eleştirilir. O eleştirileri ben çok alıyorum. Çünkü projelerim genelde büyük ölçüde ticari alanlar, alışveriş merkezleri. Fakat Türkiye’de şöyle bir şey var. İnsanlar diyorlar ki; neden çok AVM var? Çünkü bizim orada sosyalleşmemiz mümkün. Bizim açık alanlarımız olsa gerçekten vakit geçirebileceğimiz yerler olsa daha fazla insanların bu kadar ihtiyaç duyamayacağını tabii ki bende düşünmüyorum. Ama bizde öyle bir gelişim süreci oldu ki bir anne çocuğunu AVM’ye götürerek onu orada oynatabiliyor. Güvende hissediyor kendini. O yüzden bizim aslında alışveriş merkezlerimiz yaşam alanları aslında o yüzden sonuna hep AWM ve yaşam alanı diye eklenmeye başladı sektörün duayenleri tarafında çünkü buna mecbur bırakıldılar.

Orada o yaşam alanını biz oluşturmamız gerekti ki, o projeler başarılı olsun. Ben şimdi geriye dönüp baktığımda gerçekten iyi olan projelerim, hepsinde o yaşam alanının zaten insanları çektiğini görüyorum. Çok fazla sayıda AVM’miz var. Hepsinde aşağı yukarı aynı markalar var. Bazıları daha üstün bazıları daha farklı olsa da aslında bu yaşam alanları o kamusal alanları bizde parklarımızın, bahçelerimizin, ortak alanlarımızın yerini aldığı için çok rağbet görüyor.

Sertan Kırço: Daha çok kurumun işin içine girmesi lazım. Yani New York’ta Central Park’a bir AVM yapılması mümkün değildir. Bizde böyle hissetmeliyiz işte. Mümkün değil diyebilmeliyiz. Çok memnun oldum tanıştığımıza. Gerçekten hem mütevazi konuşmalarınız, hem yaptığınız işin ölçeklendirilmesi ile edindiğiniz görevler çok önemli çok değerli. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Elif Ertekin Gürkan: Ben yaptığım şeyi çok seviyorum. Firmamı da çok seviyorum. Yaptığınız işinde başarılı olması da gerçekten sevmekten geçiyor. Çok özenli yapmaktan geçiyor. Bununda sıkıntısını Türkiye’de iş yaparken çalıştığım bazı partilerde görebiliyorum. Yani kurumlarda, yani özenli bir iş yaptığınızda sonucu her zaman iyi çıkıyor. Dolayısıyla çok daha iyi işler yapabilmeyi umuyorum. Böyle bir arzum var. Niyetim ve dileğimde var inşallah gerçekleştirebilirim. Sizinle de tekrar istişare ederiz belki.

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.